Müstakbel Sevgiliye Mektuplar -3-

Sevgili Müstakbel Sevgili;

Oturduk ya yine masamıza, bitirdik yalın ayak dansımızı ve zaman artık iyice sabaha karıştı.  İşte tam orada mutluluğu kendimizde arayalım. “İnsanlar birbirlerini Protestan ahlakıyla sevmeli, çünkü Katolikler yalan söylüyor. Cennete gitmenin tek yolunun dua etmek ve cinselliğine ket vurulmuş papazların merhametine sığınmak olduğunu sanıyorlar. Emin ol ki ortada bir cennet vaadi olmasa dua bile etmezler. Oysa Protestanlar cennete çalışarak, üreterek, kazanıp harcayarak, severek ve sevişerek gidileceğine inanıyor. Gerçi kapitalizmin de politikası böyle ama derin mevzulara girmeyelim şimdi. “ diye çıkışmalısın rakından aldığın çakır keyifle.

 Özgürlüğüne, kendi alanlarına, kendilik saygına sahip çıkmalısın.

İnsanlar, sevgi dolu ilişkilere ihtiyaç duyar. Hepimiz yakın sosyal ilişkilerden fayda görürüz. Ancak çoğumuz bir ilişkinin bizi tamamlayacağına, hayatımızdaki boşlukları dolduracağına inanırız! Halbuki gerçekte kim olduğunuzla ilgili olarak mutlu değilseniz, bir ilişki bu durumu değiştirmeyecektir!  Bu, sağlıklı bir ilişki sürdürmenizi de zorlaştıracaktır. Ben bu yüzden Ben’i tanıyorum ve ne istediğimi biliyorum demelisin. Özgüvenli bir biçimde ve elindeki kadehi  tahta masanın havanın serinliğinde nemlenmiş beyaz yorgun boyalarına sertçe vurmalısın. Ardından da muzipçe gülümseyip içimi eritmelisin. Çünkü böyle kadınlar içimi eritir. Böyle kadınlar asla yıkılmaz.

 Artık biraz da üşümelisin. Kendi ayaklarında duran güçlü kadınlar da üşürler. Bu işin ne psikoloji ne kişisel gelişim ne de zayıflıkla bir ilgisi vardır. Üşürsün işte o kadar. Ve bu insanidir. İnsansındır. San bir sır vereyim mi? Ben de üşürüm kimi zaman.

Gecenin serinliğinin üstüne düşen vazifesiyle üşütmeye başlattığı omuzlarını ısıtmak için, tahta sandalyenin kumlara gömülen ayaklarını kurtarıp geriye doğru iteleyerek kalkmalısın yerinden. Ben hafif kendimi geriye atmış, kaykılmış bir halde otururken. Seni izlemeliyim. Kalkışını, kumlara gömülen sandalye ayakları ile olan mücadeleni.  O an yel değirmenleriyle savaşan Don Kişot’um olmalısın.

 Arka fonda Mustafa Sandal “Jest Oldu” çalmalı bu defa. Hani bilirsin ya kuş cıvıltıları ile başlar o şarkı.  Ben de çok severim kuş cıvıltılarını.

Sandalyeden kurtularak masanın üzerinden aldığın kadehinle yavaş adımlar almalısın. Temkinli olmalısın çünkü her an bir yaramaz kedi çıkagelebilir. Bir gözün kedilerde masanın etrafını dolaşırken, çalan şarkının klibinde oynayan kızın edalı edalı yürüyen tavırlarıyla yanıma gelmelisin. Hepi topu üç saniye süren bu olayı bu kadar uzun ve derin hissetmemin  kuantum fiziğinde ki zaman kaymalarından kaynaklandığını fark etmem uzun sürmemeli. Senin yanıma her gelişinde sonsuzluğun gücüne tekrar inanmalıyım.

 Ve işte kavuştuk. Paralel evrenlerde yıllar sürebilirdi yanıma gelmen ama izafiyet teorisi de böyle işte; zaman ve mekan tanımıyor kerata.

 Yanımda duran sandalyeyi geriye çekip, sağıma oturmanla zaman kırılması sona ermeli ve kendi gerçekliğimize merhaba demeliyiz. Bilmelisin ki gerçeklik sadece kişilere özeldir. Tümden bağımsız hissedilen durum ile geçen zamanın bileşkesidir. Biz’e göre gerçek olan bir şeyin başkalarına göre de gerçek  olması kimi zaman imkansızdır. Bu sebeple Sen ile Ben başkalarının gerçekliklerinde kaybolmaktansa kendi gerçekliğimizi yaratmalıyız. Sonra sağ kolumu kaldırıp boynuna atmalısın.

 Kedileri merak etmeliyim ben. Suyla korkutmamızdan dolayı acaba küstüler mi bize?

 “Kediler ortada yok ” diye seslenmeliyim sana.

”Rüzgar bulutları topladı, yağmur yağacak. Kediler bunu hisseder, o yüzden gitmişlerdir.’’  diye cevap vermelisin sen de.

 Tepemizde sallanan ampulün cılız ışığının belli belirsiz aydınlattığı denizin ötesinde bir şimşek çakmalı. Bir iki saniye sonra da gök gürlemeli tüm homurtusuyla. İkimizde biliriz ki ışık hızı sesten daha hızlı olduğu için önce ışığı görürüz. Biz de öyle olmalıyız seninle. Işık olmalıyız. Birbirimize gümbürdeyeceksek bile önce  öz benliklerimizi aydınlatmalıyız.

Senin başın benim omuzum da  ve biz göğe doğru ışık olmayı seçtiğimizde, ilk damla yüzümüze  düşmeli artık gökyüzünden

O ilk damla ile birlikte artık Sen; Benim Mutsuz Şehirlerime Yağan Mutlu Yağmurlarım Olmalısın…

Müstakbel Sevgiliye Mektuplar -3-” için 5 yorum

Kendininkini ekle

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

Yukarı ↑

%d blogcu bunu beğendi: