Bencil Kalpazanların “Seni Seviyorum”lu Banknotları

 

Sevmek, sevilmek, anlaşılmak, kabul görmek. Bu isteklerle kavruluyor ruhlarımız var olduğumuz günden beri. Bu amaç için yeşeriyor, büyüyor ve ölüyoruz. Kısaca aşk diyoruz adına yada kimilerine göre sevgi. Sonuçta ikisi de varolan ruhumuzun başka birileri tarafından okşanması, onaylanması, korunması ve yüceltilmesi amacını taşıyor. Çok seviyorum diyoruz kimi zaman bunu ifade ederken yada deli gibi aşık oldum..

Ne büyük bir kelime birine seni seviyorum demek. Ne güzel, ne ulu. Ama gerçekten öylemi? Hangi ve ne şartta söylendiğiyle alakalı büyük oranda. Yoksa bencilliğin kendi istek ve arzularının tatmini karşılığında bir mükafat olarak mı söyleniyor bu iki kelime.

Hadi biraz bakalım gerçekten de öylemi ?

Birine “Seni seviyorum” dediğimizde çıkış noktası ben, hedef sen ve dönüş ben’dir. Ben sana bakıyorum, sende benim arzuladıklarımı, özlediklerimi görüyorum veya gördüğümü sanıyorum, bana benzediğin için seni seviyorum: Çıkış ve varış ve bitiş noktası ben’im. Burda, sevilenin varlığı varış için bir araçtır (sevilen nesne). Doğal olarak, sonradan iki kişinin birbirine tümüyle benzeme olasılığının olmadığı, iki kişinin farklı olduğu anlaşılınca, “seni seviyorum” diyen istediğini bulamadığından yakınmaya başlar. Bu hayal kırıklığının temel nedeni, seni “ben” için sevmem ve dolayısıyla tek taraflı beklentilerimi elde etme çabamda bana senin engel olmandır: Arzularına erişme hissinin “sen” tarafından kösteklenmesidir. Karşıdaki kişinin hisleri ve düşünceleri, ben tarafından, ben için, ben’in çerçevesine uyup uymadığına göre değerlendirilir. Uyuyorsa, “ben” için hiçbir problem yoktur, herşey tıkırında görünür. Uymuyorsa, “ben” bu uyumsuzluktan rahatsız olur ve sen’i uymaya davet eder veya uyması için baskı yollarına başvurur. Ben’in aradığı sen’in ben’in çerçevesi içine kendini uydurması, ayarlaması, huzursuzluk falan çıkarmaması, huysuzluk yapmaması istenir. Bu tür düşünceyle tek taraflı arzuların gerçekleşmesi üzerine kurulu bir ilişki ortamı ve düzeni sağlanmaya çalışılır. Eğer karşı taraf buna boyunsunarsa, bu düzen kurulur ve çoğunlukla tıkır tıkır işlemeye başlar. Düzenin temel taşı ben’dir. Biz bile ben’e göre tanımlanır. Sen ben’in içinde erir gider, kişiliği büyük ölçüde silinir. Sen’in arzuları ancak benin arzularına uyunca meşruluk ve geçerlilik kazanır. Aksi taktirde ben düzeni tarafından gayri-meşru ilan edilir. Hiç değilse çatışmadan kaçınmak, huzursuzluk yaratmamak için, sen bu arzudan ya vazgeçer ya da arzusunu ben’in istediği biçimde yeniden düzenler.

Kısacası biz kendimiz için bir başkasını seviyoruz. Onda bizim ihtiyacamız olan şeylerin olduğunu düşünerek. Primitif beklenti ve egolarımızla yaşıyoruz bu ilişkileri.

Son zamanlarda çevremizde ilişkilerin yozlaştığı en büyük şikayetimiz. Peki bu neden böyle ? Kişiler ilişkilerin ilk zamanların da karşı taraftan beklentileri nezlinde çok ciddi idalizasyonlar yapması, gerçek alıgılar ile karşımızdakini tanımak yerine, çevresel rekabet etkileri ve beklentiler ile bir anda sevda dağlarının zorlu ve karlı zirvelerine ulaşma peşine giriyorlar. Tabi ki böyle bir şey olmuyor ve boşanmalar, aldatmalar, yalanlar, yozlaşmalar, kocaman bir yalnızlık.

Ünlü düşünür Ali Desidero’nun da dediği gibi; ne yapmalı ne etmelı, bir oyun bazlık bir şeytanlık fikirlerinden uzaklaşıp karşımızdakini ‘’O” olduğu için anlamayı, sevebilmeyi öğrenmemiz gerekir. Tabi burada ki altın nokta, tarafların birbirlerine kendileri olarak ilk sunumlarını yapmaları ve buna devam etmeleri. BIZ olabilmeye çalışmalarıdır.

Aç parantez; Ilk buluşmada kendin olabilmek ve bunu sürdürebilmek çok ayrı bir erdemdir.

Karşımızdakini “O” olduğu için sevdiğimizde yada “Seni sen olduğun için seviyorum” dendiğinde durum oldukça farklıdır. Ben, seni ben’e uygun olduğu gerekçesiyle değil, fakat, daha çok, seni “sen” olduğun için seviyorum anlamı çıkar. Bu tür sevgi diğer kişinin kişiliğini, kendine özgü istem ve zevklerini, düşünce ve davranışlarını, korkularını, sevgilerini, nefretlerini, sevdiklerini, sevmediklerini tanıyan, onlara (katılmasa bile) kıymet veren ve saygı duyan bir sevgidir. Bu sevgide aranan tek taraflı arzuların gerçekleşmesi değil, paylaşmadır. Tanımlamalar ben etrafında değil, biz etrafında döner. Eksen bizdir, benden çok. Şeyler ben’e değil biz’e yöneliktir. Ben ile sen arasında benle sen’in birleştiği bir biz düzeni kurulur. Bu düzende hakimiyet ne ben ne de sen’in elindedir. Hakimiyet biz’dedir. Ben ve sen biz’in içine kendilerini kendi istemleriyle ayarlamaya ve uydurmaya çalışırlar. Ayarlamayı talep eden ne ben ne de sen fakat biz’dir. Çabalar nedenler üzerinde değil çözümler üzerinde toplanır. Gözler diğerinin çözümde ne yapacağı ve çözüme ne katkıda bulunacağı arzusuyla birbiri üzerine dikilmez. Aranan uzlaşmadır, ayrılan veya ayrı olan uçları birleştirmedir. İstemler “o benim için ne yapacak” veya “ben onun için ne yapacağım” kaygısından çok “ne yapacağız” ekseni etrafında döner.

Elbette “seni sen olduğun için seviyorum” demek, biz ortamını ve düzenini kurmada yeterli bir faktör değildir. Bu kolayca sömürü ve baskıcı bir düzene dönüşebilir. Böyle bir biz ortamının yaratılabilmesi ve düzeninin inşa edilebilmesi için sen’in de karşısındakini o olduğu için sevmesi gerekir. Bu durumda bile, bu tür sevgi problemsiz bir beraberliğin garantisi değildir. Sadece böyle bir beraberliğe zemin döşer ve olasılığını sağlamada ön şartı oluşturur. Bu tür sevgi düzeni bu atılan zemin üzerinde hergün inşa edilir. Bu tür sevgi, her güzel şey gibi, her gün kazanılması gereken ve her gün kazanılan sevgidir. İnşa hiçbir zaman tamamlanmış olarak kabul edilmez, sürekli yapmayı gerektirir. Bu da, eşlerin çabalarını kesintisiz sürdürmekle sağlanabilir.

Bu tür sevginin bir diğer özelliği de, ne ben’in sen, ne de sen’in ben içinde kaybolması, erimesi, yok olması, benzeşmesi istenir veya aranır. Ben ve sen arasında benzeşmeler çoğalabilir. Fakat bu oluşum, bu tür sevgi ilişkisinin baskısız doğal sonuçlarından biridir. Ben ile sen’in sevgilerini ve yaşamlarını paylaştıkları, birlikte kurdukları anlaşma ve yaşama düzeni “biz” düzenidir. Ben ve sen bu düzen içinde birbiriyle ilişkide bulunurlar. Birlikte bu biz’i oluştururlar. Dolayısıyla bu tür sevgide biz düzeni birbiriyle taban tabana zıd, çelişkili öğeleri bile içerebilir ve içereceği ben ve sen tarafından beklenir ve olağan karşılanır.

Işte bu yukarıda açıklamaya çalıştığım durum bir sanattır. Hayatı, beklentileri, umutları, sevgiyi, kendimizi, eşimizi bir orkestra şefi gibi yönetmektir. Her dokunuşta farklı bir esntürüman sesinden bir ahenk yaratabilmektir. Özgürlüktür, özgür bırakmaktır, birlikte yenilmek, kazanmak, sevinmek ve üzülebilmeyi başarmaktır. Kendin olabilmek, kendi olabilmesine izin vermektir. Ruh eşini değil, sen olmayan biriyle sen ve o olabilmektir.

Güzeldir başarabilenlere, gıbta ile baktırır ruhu bencil asalak bedenlere..

Insanları kendileri olma yolunda özgür bırakmada buluşalım.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

Yukarı ↑

%d blogcu bunu beğendi: