Geleceğe ilişkin en önemli kaygımız; Yarın ne giysem.

Öncelikle söylemek isterim ki bu bir moda yazısı değildir. Fakat yine de gelecek hakkında ki fikir, tavır ve davranışlarımızı şekillendirmek yarın ne giyeceğimiz sorusuna cevaplar bulmamıza yardımcı olabilir.

Benim yaş gurubumda olanlar yıllar öncesinde bir bankanın reklamlarında kullandığı şu sloganı hatırlayacaklardır. “Gelecek de bir gün gelecek”. O gelecek olan gelecek peki nedir?

Gelecek kavramı; şu anın ilerisinde ve her geçen saniyede, şu an ve geçmişe dönüşen bir zaman parcasıdır. Psikolojik olarak algıladığımız fakat henüz yaşanmamış olandır. Gelecek, yapısı belirsizlik olduğundan ötürü insanlara ciddi kaygılar yaşatabilir. Bu kaygıdan kaçınmak için insan, geleceğine maddi, manevi, fiziksel, eğitimsel gibi bir çok farklı yatırımlar yapabilir. Bu yatırımların sonucunda da belli olmayan, daha yaşanmamış ve belkide hiç yaşanamayacak o anlarda rahat edeceğini düşünür. Bu yatırımlar sayesinde içinde bulunduğu ve bu ana ait olan kaygılardan kurtulacağını düşünür. Bu evrimsel psikolojimize uyumlu, toplumca onaylanan bir davranış modelidir.

Peki, ya bu düşünce tarzı tamamen yanlışsa. Gözlemleme imkanı olmayan bir geleceğe yapmış olduğumuz onca yatırıma, ilerde hiç ihtiyacımız olmayacaksa. Bu günün enerjisinden boşuna çalıyorsak. Ya gelecek aslında şimdiye etki edebiliyorsa. Bunlar hepimizin aklına zaman zaman gelen sorular olabilir. Aslında geleceğin şimdiye etkisi olduğu kuantum fizikçilerinin yapmış oldukları parçacık deneylerinde ispatlanır seviyelere gelmiştir. Kuantum Zaman ve Tersine Nedensellik teorisine göre; yalnızca geçmişteki olaylar değil, henüz gerçekleşmemiş gelecekte yer alan olaylar da yaşadığımız anın üzerinde etki sahibi olabilir. Neden-sonuç ilişkisinin sadece geçmişten geleceğe değil, fakat gelecekten geçmişe doğru da akabileceğini ön gören ve tersine-nedensellik diye isimlendirebileceğimiz bu düşünce, geçmişimizin bizi geleceğe doğru ittiği tablonun yanında geleceğin geçmişe uzanıp bizi kendine doğru çektiği bir senaryoyu da gündeme getirmektedir. Fakat geçmiş ve şimdiye odaklı kayıtları tutabilme ve algılayabilme yeteneğine sahip olarak evrimleşmiş ilkel beyinlerimiz şu anda böyle bir yapıyı algılamakta ve zamanın bütünselliğini kavramakta yetersizdir. Belki ileriki dönemlerde insan, zamanı tek bir boyut halinde yasayan ve algılayan bir canlıya evrilebilecektir.

Şu anda bizlerin böyle bir şansı olmadığından dolayı biz kendi işimize bakalım ve geleceği nasıl şekillendirebiliriz konusunda yoğunlaşalım. Yukarıda da değindiğim gibi insanoğlunun bilinmeze merakı, var oluşu itibari ile başlamıştır. Kimileri gelecekleri hakkında bilgi sahibi olmak için fal ve kehanetlere odaklanırken, kimileri bugünün en iyi seçimlerini yapmaya çalışarak geleceklerine etki etme yolunu seçerler. Sonuçta iki kesim de içlerinde çaba, merak ve kaygı barındırılar. Acaba yarınlarım da ne olacak?

Kaygı doğası gereği insanda stres yaratır. Bu stresinde baskıya dönüştüğü durumlarda alınan kararlarda yanlışlıklar meydana gelebilir. Alınan her karar izafi olarak geleceğimizi etkiler. En doğru kararı vermek kaygının başlangıcını oluşturur. Peki bu kaygı nereden geliyor? Hayatı yaşayış tarzımız ve kimliğimiz bizlerin ilk bebeklik döneminde oluşur ve şekillenir. Anne ile kurulan ilk bağ, sonrasında buna babanın katılması, bebeğin bu üçlü mekanizma içerisinde sağlıklı bir yapı oluşturmasında çok etkilidir. Kurulan bu bağlar ileriki dönemlerde verecek olduğumuz kararları, yaşama şeklimizi, benliğimizi etkiliyecek. Kısaca bizler yaşamımızı bu etkiler altında sürdürüyor olacağız . Bu çocukluk bağları kimi insanlarda sağlıklı gelişirken, kimilerinde ise küçük aksaklıklara sebebiyet vermiş olabilir. Aksaklık olan bireylerin seçimleri aksaklık olmayanlara göre nispeten farklılıklar gösteriyor. Aksaklık olan bireylerde alınan kararlar daha çok dürtüsel, ani, öfkeli, durumları veyahut kişileri aşırı idealize edişli, nefret, yok saymak şekilleriyle ortaya çıkabiliyor. Bu örnekleri çoğaltmak mümkün. Kısacası işin içersine gerekenden fazla seviyede duygu karışıyor. Bu duygularında temeli çocukluk ve ergenlik yıllarında yatıyor. Dürtüsel duygular ile alınan kararlar kimi zaman kişilerde ileriye dönük pişmanlıklara, hayal kırıklıklarına, bedensel ve ruhsa ciddi tahribatlara, maddi ve manevi kayıplara vesile olabiliyor.

Insanın bu noktada, hayatına bakarak tekrarlanan karar mekanizmalarında ki hataları tespit etmesi, günü ve geleceği saglıklı yapılandırıp yaşamasında en önemli ve temel kontrol mekanizmasıdır. Doğru verdigimiz kararlardan pişmanlık duymaz iken, yanlış olduğunu düşündüklerimizin içimizde yarattığı vicdan ve acı hissi kimi zaman çok ağır gelebilir.

Bu günün kararlarının geleceğimizi etkilediği konusunda hem fikir olduğumuza göre, öncelikle bu kararları nasıl aldığımıza iyice bakmalıyız. Vermiş olduğumuz kararların altında yatan ve bize gizlice hizmet eden şey nedir?

Günümüz insanı hızlı gelişen yaşam döngüsüne ayak uydurabilmek adına her an birçok konuda karar vermek zorundadır. Küçüklü büyüklü bu kararların sonuçları içimizde ki yaşam kalitemize etki eden önemli noktalardır. Bu kararlar doğrultusunda da iki boyutlu çalışan beyinlerimiz geleceğimize yön vermeye çalışır. Yaşadığımız olaylara verdiğimiz tepkiler, aile ve çevremizle kurduğumuz sosyal bağlar, benlik saygımız kaynaklı gerekli olan kişilik sınır çizgilerimiz geleceğimize dönüşecek tohumlar gibidir. Bir tohumum yeşerip büyümesi, kaliteli bir toprak, su, güneş ışığı, tarlaya verilen ilgi ve sevgiyle ilgilidir. Insan da gelecek için her an ekmiş olduğu tohumların büyümesine katkı sağlayacak sağlıklı bir bedene, çevresi ile kurduğu bağımsız ilişkilere, kendine verdiği değeri temsil eden sevgiye ihtiyaç duyar. Bu gerekli niteliklerden birinde olan aksaklık sistemin bazı alanlarda karışmasına sebep olacaktır.

Sistemi düzende tutabilmek için; kendimizi tanıyıp potansiyelimizin farkında olmalıyız. Eksik yönlerimizden kaçmaktansa onları kabul ederek geliştirme yönünde adımlar atamalıyız. Bedenimizi her zaman sağlıklı tutmak çok önemlidir. Unutmayalım ki bizi yarınlara taşıyacak olan şey sadece bilincimiz değil, onun kabuğu olan bedenlerimizdir. Ne yaşarsak yaşayalım benliğimizi yüceltme motivasyonumuzu kaybetmemeliyiz. Bize göre yanlış olduğunu hissettiğimiz tekrarlayan davranışlarımız için gerekirse uzmanlardan yardim isteyebiliriz.

Unutmayalım ki bizler, bu hayatta tek ve eşsiz bireyleriz. Bu yaşam oyununda ne kadar sahne alacağımızı bilmesek de, var olduğumuz süre içerisinde en iyisini yaşamayı hak ediyoruz. Bu günün güzellikleri ve yarın ne giyeceğimiz telaşlarımız için şimdiden kendimiz için en iyi olanı yapalım. Kendimizi keşfedelim. Ektiğimiz tohumlara sevgi, farkındalık, akıl ve iradenin gücüyle yaklaşalım.

Biz üzerimize düşeni yapalım ve ondan sonra biraz durup evreninin bizim için calışmasına izin verelim. Belki de geleceğimiz şimdiden bizi bugünün en iyisi haline getirmeye başlamıştır bile.

Geleceğe ilişkin en önemli kaygımız; Yarın ne giysem.” için bir yorum

Kendininkini ekle

  1. Teşekkürler Ozan’ım. Yine zevk alarak okudum yazdıklarını. Dile getirdiğin “Motivasyonumuzu kaybetmemek” benim de çok önem verdiğim bir alan. Nasıl kaybetmeyeceğimiz ve geliştireceğiz konusu üzerinde yoğunlaşmak ve bu alanda fikirler üretmek pek hoşuma gider. Sevgiler sana.

    Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

Yukarı ↑

%d blogcu bunu beğendi: