Içsel Dengenin Mükafatı; MUTLULUK -1

Yaşadığımız çağ zaman ile yarıştığımız, bilginin ışık hızıyla aktığı ve erişilebilir olduğu, yeniliklere ayak uyduramayanların yok olup gittiği bir dönem. Bu kadar aktif bir yapı içerisinde kendini evrenin merkezinde gören kibiriyle şahlanmış insanoğlunun dengeli durup ayakta kalması kimi zaman imkansız gibi gözükmekte. Internet ve sosyal medyanın tüketim dürtülerimizi her saniye hızla tetiklediği bir zamanda yaşıyoruz. Ayakta kalabilmek, eksiklikleri tamamlayabilmek ve diğerlerinden geri kalmamak adına yapılması gereken tek şey; acımasızca rekabet içinde olmak. Eskiler, geçmiş yılların en büyük rekabetlerinde  ya da savaşlarda bile centilmenliğin olduğunu anlatadursun günümüzde kazanmak için herşey mübah. Peki bu kazancın mükafatı ne? Mutluluk mu ?

Pek sanmıyorum.

Mutluluk bir çaba sonucu elde edilebilecek bir şey mi? Yoksa bir andan mı ibaret? Sonsuz mutluluk mümkün mü ? iktisadi bakış açısıyla hiç bir şeyin sonsuza kadar sürmeyeceğini düşünürsek, mutluluğunda mutsuzluk gibi, keder gibi, öfke gibi ve en önemlisi yaşam sürelerimiz gibi sonsuz olmayacağı çok net. Günümüz sosyal yapısında sistem bizlere mutluluğu bir havuç gibi göstererek onun peşinden koşmamızı istenmektedir. Insanların kendi gereksinimlerini ve kendi benlik algılarını hiçe sayarak diğerleri ile yarış yapmasının görsel alanı olabilen sosyal medya, yanlış algılandığında en yakın bildiklerimize bile yeri geldiğinde bilenmemize sebep olabilmektedir. Tüketmeye, her şeye sahip olmaya programlanmış beyinleri avucunun içine alarak çok iyi manipüle edebilmektedir. Bu yarışta o kadar çok tüketmeliyiz ki geride kalmamalıyız. Eğer geride kalırsak, bunun cezasının büyük olacağını içimizde acı bir şekilde hissedebiliriz. Geride kalmak, yetersizlik duygusu hissetmemize sebep olabilir. Bu da bizi değersiz hissetmeye sevk eder. Gidilen, gezilen yerler, yenilen yemekler, giyinilen kıyafetlerle sosyal medyada açmış olduğumuz kişisel sergilerimiz, dış dünyaya yani çevremize gösterdiğimiz güc gösterimiz  anlamını taşımaktadır. Baksanıza, ben ne kadar mutluyum, eğleniyorum, en iyisini elde ediyorum mesajları ve bunlara gelen cevaplar anlık serotonin saygılarımızı zirveye çıkartır. Zaman bu şekilde akar yeni hedefler, keşfedilecek yerler, yeni zaferlerin peşinden içinde bulunduğumuz anı yaşamaktansa onu kaydeden arşivcilere dönüşürüz. Güzel bir manzara yakaladığınızı düşünün. Yeşil ağaçlar, gün hafiften mesaisini tamamlamak üzere, güneş batmaya yakın. İlk iş bunu kayıt altına alıp takipçilerimize yayımlamaktır. Altına bir kaç afili söz, bir kaç emoji, işlem tamam. Bir dakika süren bu aktivite sonrası ne ağaçlar ne güneş ne de sizin orada olduğunuz önemlidir. Kafayı kaldırıp o anı yaşamak, nefes almak, içimize çekmek yerine gelecek beğenilerin muhasebesi içine gireriz hepimiz . Gidilen bir konserde bile konseri dinlemek, sahnede yaşananlara ortak olmak yerine canlı yayınla bak ben buradayım – peki sen neredesin mesajını vermekten geri durmayız. Bu mantığa oturmuş yaşamlar, algı mühendislerinin işlerini iyi yapmaları sonucunda, nihai hedefe gidilen her yol mübahtir mantığı, bizler için zamanı, parayı, aşkı, dostluğu hiç gözümüzü bile kırpmadan harcama heyecanı yaratıyor. Ne yazık ki kadın erkek ilişkilerinin doğal kimyasında yaşanması da bundan nasibini alıyor. İçerik ve tatmin yerine maddiyat ve kişisel menfaatlerin rahat yaşamlar sürebilmek adına yüceltildiği günlerin zirvesini yaşıyoruz. Herkesin önce ben dediği ama kimsenin tatmin olmadığı şahane günler. Bu durumdan şikayetçi olunmasına karşın kimsenin tavrından ödün vermediği, insan olmanın modasının geçtiği şu zamanda ayakta kalmaya çalışıyoruz. Tahammülün az , sorumluluk bilicinin eksilere düştüğü ikili ilişkilerde ne yazık ki artık mutlu olmak imkansız. Bu temelsiz hareketlerin getirdiği sabun köpüğü mutluluklar çok kısa süre sonra değersizlik hisleri ile kumdan kaleler gibi paramparça oluyor. Bunun nedeni; her zaman bizlerden daha iyi olan birilerinin olması yada bunu bu şekilde hissetmemiz. Belkide evrimsel psikolojimizin bize kodladığı hayatta kalma dürtüleri bunlar.

Peki bu toz dumanın içinden sağ çıkmaya çalışmak mümkün mü ?

Evet – Hayır ?

 

Içsel Dengenin Mükafatı; MUTLULUK -1” için 2 yorum

Kendininkini ekle

  1. Canım yavrum,
    Önce dost kardeşlerim Necla ve Arif’e teşekkür ediyor ve onları kutluyorum. Biraz önce annenden gelen ileti ile yazılarından haberdar oldum.
    İçimde hissettirdiğin hoşluğun tarifi çok büyük. Seninle gurur duyuyorum. Bu ne güzellik ve doluluk. Son yıllarda toplumumuzda gördüğüm aşağı inişten duyduğum rahatsızlığımı ve kaygılarımı hafiflettin. SENİ SEVİYORUM.

    Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

Yukarı ↑

%d blogcu bunu beğendi: